-- HT -- HAKAN TOPUZOĞLU KİŞİSEL SİTESİ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKET SİTENE EKLE İLETİŞİM DANIŞMANLIK

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SON YORUMLANANLAR

    Kurumsal

     
     
     

    F Klâvyene Sahip Çık

    Acemi Birliği

    Tarih 04 Eylül 2010, 17:25 Editör Hakan Topuzoğlu

    Acemi Birliği Anıları..

     

    Acemi Birliği Anıları-I

    Askerdeki geçen zaman, sanki başka bir ülkede ya da gezegendeymiş gibi geliyor insana. Kendini yeniden tanımaya çalışıyorsun. Yeni bir hayata merhaba demenin heyecanını tüm bedeninde yaşıyorsun,

    başta ağır gelse de, zamanla alışıyorsun…

    Gün sayarken hep 1 fazla sayıyorsun ki, kalan günün azalsın diye. Kalan gününden de 1 çıkarıyorsun. Amaç, daha önce kavuşmak geride bıraktığın insanlara…

    Ekmek elden, su gölden, yapılacak işler belli. Sanki herkesin beyni durmuş ve tek bir ifade var ağızlarda, “Emret Komutanım” birde “Emredersiniz Komutanım” Askerde ilk öğretilen “İtaat Et Rahat Et” Öyle komik geliyor ki şimdi, acemi birliğindeyken “itaatetrahatet.com” diye alan adı bile aldırmıştım arkadaşıma. Amacım çıktığımda böyle bir site yapmak…

    Sabah kalkmak, her gün traş olmak çok zor gelse de başta, insan buna da alışıyor. Askerliğim bitmesine rağmen hala her gün traş oluyorsam, askerde edindiğim alışkanlık anlaşılan. 30 yılda alışamadığın disipline, 30 günde alışıyorsun. Acemi birliğinin amacı da adaptasyonu sağlamak olsa gerek…

    Acemi birliğinde yemekler şirketten geliyor. Yemekhaneler mükemmel, yemekler de… Usta birliğine gidip de yemeğin askerler tarafından yapıldığını görünce diyorsun ki, acemi birliği askerliğin demosuymuş…

    Öyle ki, zamanında gittiyseniz askere sivil hayattan daha kolay. Dert yok, tasa yok. Verilen emirler de belli, onları da yaparsan sorun yok. Bu tabii ki, barış bölgelerinde askerlik yapanlar için. Doğuda ve sınır bölgelerinde görev yapan arkadaşlar yapıyor gerçek askerliği, biz nefsimize askerlik yaptırıyoruz bir miktar, hasreti tadarak. Sevdiklerimizden uzak kalarak, o kadar. Başka da bir şey yok. Onun da çaresi her yere konulmuş olan ankesörler, gün içinde defalarca arayabilme imkanı. Eskiden bu da yokmuş, buna da şükür. Öte yandan, hala telefon olmayan ya da telefonu çalışmadığı için ailesine ulaşamayanlar da var. Halimize bin şükür…

    Askerde gördüğün her yüzü, daha önce görmüş gibi hissediyorsun. Herkes birine benziyor, öyle ya yüzlerce insan, her şehirden. Mutlaka birine benzeyecektir, senin tanıdıkların arasında da.. Bu gayet normal, ama ilk başta tuhaf geliyor. Askerliğin her şeyi kendine özgü zaten, kuralları, tarzı, yaklaşımı. İlk başta özgürlük çığırtkanlığı yapsan da, bu yeni hayata adapte oluyorsun çok kısa zaman içerisinde…

    Hasta olmak bir avantaj askerde. Niye diyeceksiniz, çünkü bu sayede hastaneye gitmiş oluyorsunuz. Ve üzerinde sizin gibi elbise olmayan insanları görüyor, ne kadar güzel olduğunu düşünseniz bile “istihkak yemeği” adı verilen yemek yerine “fast food” tarzı bir şeyler yeme imkanını elde ediyorsunuz. Ayrıca, hastane sınırları içerisinde hürsün, kimse karışmıyor. Ayrıca gelişmiş kantini sayesinde, aradığın her şeyi bulabilmek de ayrı bir nimet olarak algılanıyor. Bankamatik avantajına da değinmeden edemeyeceğim. Sadece Oyakbank bankamatiği kullanma mecburiyetinden sıyrılıyorsun ve daha önce hesap açtırdığın bankada paran varsa çekebiliyorsun, ne güzel değil mi? Şimdi tuhaf geliyor, ama o zaman gerçekten de güzeldi… 
     
    Bakın, bir askerin defterinde bu anki duygular nasıl yer almış,

    “Dün hastaneye gittik. Servise revirin oradan biniyorsun, hastanenin önünde iniyorsun. Hastane sınırları içinde hürsün. Ne yaparsan yap. Bize çarşı izni gibi geldi. Birçok şeyi bulabileceğimiz kantin, bankamatik, döner, tost, hamburger, tatlı yiyebileceğimiz, pepsi değil de Coca Cola içebileceğimiz bir yer. Sivil insanlarla tanışabileceğimiz, sohbet edebileceğimiz park, sıra beklemeden telefon edebileceğimiz telefon kulübeleri. Aslında bir hastane bulunması gayet doğal unsurlar. Ama kışladan dışarı çıkmanın lüks sayıldığı ortamda bunlar gayet kıymetli geliyor, askerlik hayatında...”

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Acemi Birliği Anıları-II

    Askerliğe ilk başladığımız günlerde herkes moralimizi bozdu. Kesin sınıra gideceksiniz diye. Burada adet böyleymiş, ilk gelen kişiyi kandırmak veya korkutmaktan çok zevkli geliyormuş insanlara.

    Hayatında Doğu’yu görmemiş kişiler olarak “sınır” ifadesi ürkütücü geliyordu. Bir de DK yani “devre kaybı” olarak gelmiş olmanın tedirginliğini yaşıyorduk, hep beraber. Askerlik yapmamış birçok kişi için “DK” kısaltmasının anlamı “Doğan Kitap” olabilir. Ama askerlikte bu kısaltmanın anlamı çok daha farklı. Aslında hemen hemen her şey, yaşayarak öğreniliyor. Askere gelmeye aniden karar vereceksem bile 10 gün sonra bu kararı vermiş olsam, benim için de bir anlam ifade etmeyecekti. Askere aniden gelen veya getirilen kişiler “DK” olarak anılıyor. Yani kendi devrelerinden çok sonra terhis oluyor, bir sonraki devreyle ise uzun süre zaman harcıyor.

    “DK” güruhunun büyük çoğunluğu, üniversiteyi bırakmış kişiler oluşturuyor. Ya da üniversite onları bırakmış da diyebiliriz, hayat yoğunluğuna daha fazla önem verdiği için, kıskançlıktan. Tabii ki, üniversite okumuş insanlardan oluşmuyor devre kaybı askerlerin. İçinde, eroin bağımlısı da var, hapis yattığı için askere gidemeyeni de var, zorla getirilmiş olanı da. Bizim gibi hayat şartlarından askerliği erteleyip, bir anda gitmeye karar verenler de var. Bizim grupta son cümlede tanımı geçen insanlar daha fazlaydı. Bu bizi acemi birliğinde rahat ettirdi ama askerliğin genelinde de, önyargıya kurban gitme ihtimalini de yanında getirdi. Öncelikle, bu önyargının sonucu olarak acemi birliğinin sonunda yapılan dil ve teknik içerikli sınavlara alınmadık. Bu konuya dikkatinizi çekmek isterim. Ne kadar iyi İngilizce bilirseniz bilin, DK olarak geldiğiniz için o sınavlara girmeye hakkınız yok. Bu bir kural mı bilmiyorum ama temayül bu şekilde.

    Bakınız, bir askerin anılarında bu duygular nasıl geçiyor,

    “Hastanede tanıştığımız kişilere sorduk, askerliğini bizim bölümde yaptıktan sonra Ankara’da kalan kişiler de var. Yani her şey kısmet. Allah’tan hayırlısını dilemek dışında yapacağımız bir şey yok. “

    Askerlikle birlikte insan yeni ifadeler de öğreniyor. İçtima en sık duyulan ifade. Ayrıca, insan askerde birçok insanı daha iyi anlıyor. Yine, askerimizin defterde yazdıklarına göz atalım.

    “Köydeki insanları daha iyi anlıyorum. Teknoloji yok, imkan yok, birçok ürünü şehre gidenlere sipariş vermek zorundalar çünkü, market yok. Paranın para etmediği yerlerde yaşamak ne kadar zor değil mi? İşte bunu öğrenmek için buradayız. Birçok arkadaşımdan duydum. Ben de aynı şeyleri söyledim. İnsan burada anne babasının, ailesinin, sahip olduğu değerlerin kıymetini daha iyi anlıyor. Çünkü burası gurbetten daha gurbet bir yer. Sevdiklerinden uzak kalmanın yanında yaşam tarzını da değiştiriyorsun. İşin en zor ve tuhaf yanı ise tanımadığın 50 kişi ile aynı odada yatmak, 100’den fazla insan ile aynı ortamı paylaşmak zorundasın.

    Bot kilidi nedir bilir misiniz? Ben bilmezdim. Ta ki botlarımı kapısı ve içendeki dolabın gözleri açık olan bir yere bırakma zorunluluğum olana kadar. Hiç ayakkabınızın içine adınızı yazdınız mı? Seri numarasını aldınız mı? Ben yazdım ve aldım. Çünkü botunuz çalınırsa yenisini alma imkanınız yok, parayla bile.

    Bugün benim botu, botu çalınan bir arkadaş almış. İçinde çorabımı bırakmam ve içine adımı yazmam sayesinde yeniden kavuştum.

    İşte sahip olduklarını korumayı da burada öğreniyorsun. Bugün 19 Mayıs. Kutlu Olsun hepimize…

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Acemi Birliği Anıları-III

    Askerimizin defterini okumaya kaldığımız yerden devam edelim. O anki duygularını, öyle samimi şekilde ifade etmiş ki, bize diyecek söz kalmamış. 

    “Bugün günlerden yarın… Gece nöbeti sırası bana da geldi. Aslında biraz hızlı oldu ama ne yapalım, görev bilinci ile uyandık. Şimdi nöbetteyim. Aslında sıra bana Pazar akşam gelecekti. Ama, burada kanka olduğum arkadaşım Ersin rahatsızlanınca iş bana düştü. 00.00-02.00 nöbetini ben tutuyorum. Soğukta nöbet tutmak da var sırada. Bu sadece uykudan feragat nöbeti. Bir de üstünü açan veya yataktan düşecek arkadaşlar olursa, duruma müdahale için.

    Saat 00.15 şu anda. Ama sanki gündüz gibi hareket var. Nöbetten gelen, giden, uyanan. İnsan zamanla her şeye alışıyor, şimdi koğuşu kontrol ediyim, sonra yazmaya yine devam edeceğim.

    Artık son yarım saat. Nöbetçi subaya yatak taşıdık, böylece 10 dakika daha geçti. Yazıhanede laptobuyla çalışırken, işini bitirip orada kalmak istedi anlaşılan. Laptop markası DELL. Aslında benim favorim ACER ama şimdi bilgisayar bulsam marka modele bakmam, hemen başına geçerim.

    Bu arada 10 parmakla bilgisayar kullanıyor olmam hala işe yaramadı. Broşür mü bastırsam, bilmiyorum ki. Neyse bakalım kendileri bilir. İhtiyaç duyarlarsa çağırırlar zaten.

    15 dk. Sonra benden sonraki nöbetçi kardeşimi uyandırayım. O da hazırlık yapsın. Turan kardeşimiz Kayserili. Geldiğim gün Nizamiye’de tanıştık. Dayısıyla da görüştük. Çay ısmarlamıştı, bir çayın en az 20 yıl hatırı varmış. Askerdeyken olursa dörtle, beşle çarp.

    Bu arada ihtiyar olduğumun belli olmaması da iyi. Duruma göre hareket ediyorum. En fazla 25 yaşında gösteriyorsun diyorlar, o da beni mutlu ediyor. “

    Nöbetinin son dakikalarında kendince şiir yazıyor, askerimiz. Bakın ne yazmış:

    Dışarıda köpek sesleri

    İçeride horlayan insanlar

    Bir tarafta nöbet tutan er

    Bir tarafta sabaha kadar vatan bekler

    Saat sabah olmaya yakın

    Ey nöbetçi uyuma sakın

    Yapma hiçbir görevi korkudan

    Vatan sevgin olsun seni dinç tutan

    Hepimiz geldik askere

    Hayal bugünlerde teskere

    Devriyeler getirmedi zorla

    Kendimiz istedik, çıktık yola

    Geldik DK, gittik DK

    Komutanım boşuna korkma

    Geç olsa da, güç olsa da

    İşte buradayız, burada…
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Acemi Birliği Anıları - IV

    Askerimizin defterini kaybedince, anılarını da bir süre yazamaz olduk. Öyle bir durum ki, hafızanız sanki silinmiş gibi, geçmişteki günler hemen unutuluyor.

    Eğer deftere yazılmamış olsa, yaşanan bir çok olay da silinip gidecek. Anıları yazmaktakı amacımız, hem o günlerde yaşanan duyguları paylaşmak, hem de bu duyguları yaşayacak, askere gidecek arkadaşlara yardımcı olmak. Sözü fazla uzatmadan, yeniden bulduğumuz “Askerimizin Defteri”nde yazılanları aktarmaya devam edelim.

    “Sayılı gün çabuk geçer diyorlar. Ama ya biz saymayı bilmiyoruz, ya da öyle diyenler askerlik nedir bilmiyorlar. Bu işte bir yanlışlık var ama hayırlısı. 11. gün olmasına rağmen sanki 2 ayı geride bırakmış gibi hissediyorum. Bu his, sadece bende değil, tüm arkadaşlarda var. Sabah 05.30’dan akşam 22.00’a kadar ayakta olduğumuzu düşününce matematiksel olarak 16,5 saatin 2 iş gününe denk geldiğini söyleyebiliriz. Hatta yaşadığımız bir olayı anlatacağımızda ikilem yaşıyoruz. Dün, evvelsi gün… Bir de bakıyoruz ki sabahki olay. Hayırlısı bakalım. Aslında günlerin zor geçmesinin nedeni uğraşacak çok işimiz olmamasından da kaynaklanıyor. Görüyor musunuz benim gibi adamı boş durduruyorlar. Oysa; etimden, sütümden, derimden faydalanılmasını isterdim. Sonuçta vatana hizmet için gelmişiz. Ancak, ya henüz ihtiyaç yok ya da acemilik geçsin de bakalım düşüncesindeler. Bu arada giden benim zamanım. Aşırı kilom daha doğrusu göbeğim nedeniyle ağır spor yapamaz, komando olamaz dediler. Madem öyle verin geri göreve, çalışayım canla başla. Hem günlerim dolu dolu geçsin, hem de bulunduğum bölüğe, tugaya faydalı oluyum. Sesimi nasıl duyurabilirim, bilmiyorum.

    Sivildeki hiçbir şeyle kıyas yapamıyorsun. Çünkü; her şey çok farklı. Askerlik için değil de iş için gelmiş olsaydım Ankara’ya rahatlıkla iş bulabilirdim. Ama burada ihtiyaç duymuyorlar. Berber olsam, terzi olsam daha çok işe yarardı. Ah Soner, ah niye öğretmedin şu berberlik mesleğini?!... Şaka bir yana, ciddiyet benden yana. Hayat böyle işte… Seçme şansımız da yok. Dua ediyorum, bilgilerimi kullanabileceğim bir adrese geçmek için…”

    Askerimiz, kafası karışık bir şekilde askerliğini yaparken, her olaya yorum getirmekten, düşünmekten, kafa yormaktan da kendini alıkoyamaz. Bu duygularla gittiği sinemada, herkes film izlerken, o düşüncelerini kağıda dökmeye erinmemiş.

    “Güya, asker dinlenecek, eğlenecek. Toplu halde sinema keyfi yaşayacak. Nerede, bu kraldan kralcılar olduğu sürece eğlenmeye bile disiplin gelir. İki tane alkışlaman, bir tane gülmen yasak. Bir de sinemanın anahtarını bekliyorum diye, işkence çektirirler. Sanki suç askerin. Planı önce yap, kendin disiplinli ol. 40 kez otur kalk yaptırma.

    Bir de ben anlayamadım, sorup öğreneceğim. Para toplamada neyin nesi. 50 ykr çok para değil ama, insanın aklına soru işareti geliyor işte. Programlı bir olay ise niye para toplanılsın ki. Sonuçta kullanılan bilgisayar askeriyenin. Koltuklar da, mekan da. Bilgisayarı yöneten asker de askeriyenin. İlginç ama hayırlısı. Makbuz da verilmiyor olunca, insan acaba demekten kendini alamıyor.

    Ve şu çalan müzik acaba neden yabancı. Biz Türk askeri değil miyiz? Sanat müziği, klasik müzik, daha olmadı Türk Pop müziği dinlesek olmuyor mu, diye merak etmekten kendimi alıkoyamıyorum.

    Bir de askerlerden biri cep telefonuyla fotoğrafını çektiriyor, bu da garip değil mi? Ayrıca sivil geliyor.

    Ben çok merak ediyorum, bu denli kuralsız mı diye her şey. Oysa dinleyeceğimiz müziğe kadar her şeyin belirlenmiş olması gerekmez miydi?

    Bu duygularla sinema saatini bekliyoruz. (Devam edecek)

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Acemi Birliği Anıları - V

    Diyeceksiniz ki, bu arkadaş bu kadar yazmaya nasıl vakit bulmuş. Aslında, askerlikte boş geçen o kadar çok zaman var ki, asıl sorulması gereken onca insan bu boş zamanlarda ne yapıyor?

    Ne yapacak, anasını babasını, eşini çocuğun özlemekle geçiriyor zamanını.  Keşke herkes, yaşadıklarını paylaşsaydı da sonraki nesillere ders alınabilecek bir “Bilge Kitabı” oluşabilseydi. Bu duygu ve düşüncelerle, askerimizin Defteri”nde yazılanları aktarmaya devam edelim.

    “Bu  3. nöbetim. Büyük bir tesadüftür ki, bu nöbetim de 00.00-02.00 arasında. Artık alıştık, uykunun ortasında kalkmaya. Gece olmasına rağmen, herkes uyanık. Sanki gündüzmüş gibi. Çavuşlar yine bizi denetlemekle meşgul. Herkesin üstünü ört emri geldi. Hoş o emir gelmeden bakıyordum zaten. Mayıs ayında olduğumuz için kimse üstünü örtmüyor. Bir de çok deli uyuyor, arkadaşlar. Bir arkadaş hiç örtme dedi. Ben ne yapayım?

    Gecenin sessizliğinde uyanık olmak güzel de uyku daha da güzel. Daha 1 saat nöbet var. Bitse de uyusaydım ben de …

    Nefes darlığı öldürecek. Yine aldı, hem de gece vakti. Sesimi sadece disipliniyle meşhur çavuşumuz duydu. Kızıyor, gerçek bir asker olabilmemiz için bizi yoruyor ama, bu olay gösterdi ki, insaniyet anlamında harika birisi. Yapı olarak her şeye kızıyor, şunu yapmazsan görüşürüz falan diyor ama hepsi bizim iyiliğimiz için. Askere genç gelmek azlım. Benim gibi göbekliler çabuk kesiliyor. Merdiven bile çıkamıyorum ki askerlik eğitim çalışmalarını nasıl yapayım?!...

    Bugün 2 kez boğazlandım. Yani boğazlanmış gibi nefessiz kaldım. 1.si 1 saat kadar önce yazı yazarken oldu. Beni kilitliyor ve hiçbirşey yapamaz oluyorum. 2.si ise fena yakaladı. Saate bakmak için üst kata çıkmıştım. Bu kez istiğfar da ettim. Kan geldi ayrıca. Yarın mutlaka viziteye çık dedi komutan. Bakalım, çıkacağız ama ne diyecekler. Boğazlanma hadisesi uzun süredir var. Ama hastane bir şeyi yok dedi. Tamam , ben de olmamasını istiyorum ama yoksa bunları niye yaşıyorum?

    Nöbet birazdan bitecek. Yeniden uykuya döneceğim. Sabah yoğun olacak. Bakalım hayırlısı!...

    Askerde her şeyin anlamı ve ismi de değişiyor. Görüşülemeyen bir Çarşambaya “Kara Çarşamba” ismi takılabiliyor. Bakalım, Kara Çarşamba’da neler olmuş.

    Yine Çarşamba
    Kaçıncı Çarşamba sayamadım. 1-2-3, 3. Çarşambaymış. 22. gün
    Biter mi derken bitmiş işte.
    Yemin edip gideceğiz ama benim önemsediğim bitmekle gitmek arası dağıtım izni.
    Yani;
    Görmek , hasret gidermek.. Eşimle, kızımla, ailemle…

    Bu yazımızı da, bir şiirle , askerimizin şiiriyle bitirelim

    Bir sabah giyersin sivilleri
    Heyecan dolar içine
    Bir yanda kavuşma, bir yanda
    Dosttan ayrı kalış
    Eşine ve çocuğuna ulaşma…

    Günlerden Cuma
    Gidiyorum işte
    Sonraki durak
    ŞANLIURFA
    Hayırlar ola, hayırlar ola…

    Bu haber 1951 defa okunmuştur.

    Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

    Askerlik Anıları

    E-MAİLSİZ MİLYONER

    E-MAİLSİZ MİLYONER İşsizin biri, temizlik işleri için Microsoft'a başvurur. İnsan Kaynakları, bir öngörüşmenin ardından test ( gös...

    Eflatun'a İki Soru Sormuşlar;

    Eflatun'a İki Soru Sormuşlar; Birincisi, İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir ? Eflatun tek... tek sıralamış, ?Çocukluktan sıkı...

    Destek


    HAVA DURUMU

    Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

    Dost Siteler

     

     
     

    Reklam Alanı



    RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi